Seni hiç tanımayan birine kendini nasıl tanıtırsın?

Seni hiç tanımayan birine kendini nasıl tanıtırsın?

Seni hiç tanımayan birine kendini nasıl tanıtırsın?

…Üşenmeden verilen tüm cevapları okudum. Yaklaşık olarak yüzden fazla yorumu okuduktan sonra oturup düşündüm. Hiç kimse kendi hakkında tek bir olumsuz eleştiride bulunmamıştı...


Bu yazıyı yazmadan önce internette bazı araştırmalar yaptım ve bir sitede bulunan bir ankete rastladım. Anketin sorusu benim sorumla aynıydı ve yorumlara bakmaya karar verdim. Ankete genel olarak ‘’anlayışlı ve yardımsever biriyim, deli dolu ve neşeli biriyim’’ gibi cevaplar verilmişti. Üşenmeden verilen tüm cevapları okudum. Yaklaşık olarak yüzden fazla yorumu okuduktan sonra oturup düşündüm. Hiç kimse kendi hakkında tek bir olumsuz eleştiride bulunmamıştı. Peki, herkes bu kadar pozitif, herkes bu kadar eğlenceliyse toplum niye sürekli birbiriyle tartışıyor diye düşündüm.

Çok küçük – 10 kişilik – gruplarda bile en ufak şeylerden büyük kavgalar çıkıyor. Bana göre bunun nedeni bencillik ve ego. Bir toplum düşünün ki; herkes kendini dört dörtlük anlatıyor, anlayışlı olmaktan bahsediyor. Fakat gelin görün ki bu toplum otobüste yer kavgası yapacak duruma gelmiş. Değinmek istediğim bir diğer nokta daha var, o da egoyla özgüvenin karıştırılmaması gerektiği. Egoyla özgüvenin arasında çok ince bir çizgi var ve bu çizgi çok şey değiştiriyor. Bunları düşündükten sonra o anketin soruları bana sorulsa ben ne cevap veririm diye kendime sordum.

Ben birilerine kendimi tanıtırken öncelikle biraz asabi olduğumu ve bazı konulara karşı fazla sabırlı davranamadığımı söylerim. Daha sonra gerçekten başkalarını güldürmeyi ve insanlara yardım etmeyi sevdiğimi söylerim.

Sesimin kötü olmasına rağmen şarkı söylemeyi çok seviyorum. Çünkü kendimle barışık biriyim. Bazı şeylerle ilgilenmek için o konuda çok iyi olmanıza gerek yok. Mesela çok iyi futbol oynayamayan biri de futbol oynayabilir veya benim gibi sesi çok güzel (hatta hiç güzel) olmasa bile şarkı söyleyebilmeli. Daha sonra müzik dinlemeyi ve alışveriş yapmayı çok sevdiğimi anlatırım.

Bazen istemeden veya fark etmeden onu kırabileceğimi, farkına vardığımda ise eğer haksızsam kesinlikle özür dileyeceğimi, bundan asla çekinmeyeceğimi de söylerim. Herkesle fazla iyi anlaşamadığımı ama anlaştığım insana çok değer verdiğimi ve o kişiyle iyi bir dostluk kurabileceğimizi söylerim.

Anlayacağınız ben kendimi, beni hiç tanımayan birine anlatacak olsam hem iyi hem de kötü yanlarımdan bahsederim. Unutmayalım ki; kimse yüzde yüz iyi ya da yüzde yüz kötü değildir. En iyinin içinde bile biraz kötülük; en kötünün içinde ise biraz da olsa iyilik vardır. Önemli olan insanın kendini iyi tanıması ve analiz etmesidir. Bu şekilde sorunsuz ve kavgasız bir toplum olur, kaliteli bir hayat sürebiliriz.

Yazar: Dilek YÜCEDAĞ

Orta Doğu Teknik Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık bölümümden 1995 lisans mezunudur. Bir süre özel eğitim kurumları ve özel okullarda rehber öğretmenlik yapmıştır. Psikodrama terapi eğitimi almış olup; uzun bir süre terapi grup çalışmaları

Yorumlar (0)

Hiç yorum yapılmamıştır. İlk yorum yapan siz olun.

Bir yorum yazın

E-posta hesabınız gösterilmeyecektir. Gerekli alanlar (*) ile işaretlenmiştir.

“İzotomi ile hayatınıza yeni bir sayfa açabilirsiniz.”

GÜCÜNÜZÜ KEŞFEDİN, GELECEĞİNİZİ PLANLAYIN...